Türkiye ile Libya'nın deniz yetki anlaşması neden önemli?

Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları, uzun yıllardır bölge ülkeleri arasındaki diplomatik mücadelenin merkezinde.

Yunanistan’ın adalara tam etki tanıyarak Türkiye’nin deniz yetki alanlarını daraltmaya yönelik temelsiz tezleri, bu mücadelenin ana başlıklarından birini oluşturuyor.

Ankara, bölgenin coğrafi gerçeklerini ve Türkiye’nin uzun ana kara kıyılarını göz ardı eden bu yaklaşımın uluslararası hukuka ve hakkaniyet ilkesine aykırı olduğunu vurguluyor.

Türkiye ile Libya’nın 27 Kasım 2019’da İstanbul’da imzaladığı mutabakat da bu tartışmada iki ülkenin üzerinde uzlaştığı bir sınırlandırma ortaya koyuyor.

Akdeniz’de kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırının bir bölümünü belirleyen anlaşma, Libya Temsilciler Meclisi'nin 20 Ekim’deki onayıyla yeniden gündeme geldi.

[İki ülke arasındaki anlaşma Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin Libya Başbakanı Fayiz es-Serrac tarafından imzalanmıştı.

Peki bu anlaşma iki ülkeye ne kazandırıyor?

Ufuk Necat Taşçı’ya göre anlaşmanın önemi, Doğu Akdeniz’de hakkaniyetli paylaşım yaklaşımını somut bir mutabakata dönüştürmesinde yatıyor.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de savunduğu yaklaşımın merkezinde, sınırlandırmanın bölgenin coğrafi özelliklerini dikkate alarak adil bir sonuç üretmesi bulunuyor.

Taşçı, Türkiye-Libya mutabakatını da bu çerçevede değerlendiriyor.

Anlaşmanın, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’deki siyasi ve ekonomik denklemlerin dışında bırakmaya yönelik girişimlere cevap oluşturduğunu belirten Taşçı, iki ülkenin karşılıklı kıyılarını esas alan yaklaşımın önemine işaret ediyor.

Taşçı’ya göre mesele Libya açısından da doğrudan denizlerdeki hakların korunmasıyla ilgili.

Girit, Kerpe, Kaşot ve Rodos adalarına sınırlandırmada tam etki tanınması yaklaşımının Libya’nın deniz yetki alanlarını daraltabileceğini belirten Taşçı, mutabakatın bu nedenle her iki ülke için de önem taşıdığını söylüyor:

“Sadece Libya’nın değil, Mısır da dahil olmak üzere tüm bölge ülkelerinin Türkiye ile anlaşma yapmaları halinde çok daha geniş deniz alanları kazanacaklarını gösteren diplomatik bir başarıdır.

Bu sayede Libya, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki tek taraflı tezlerinden kaynaklanması muhtemel (Girit, Kerpe, Kaşot ve Rodos adalarına tam kıta sahanlığı tanıma yaklaşımı gibi) mağduriyetlerin önüne geçti.”

Ankara’nın mesajı net: Ortak hak ve menfaatler

Türkiye’nin onay kararına ilişkin açıklamasında

Bakanlık, anlaşmanın uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde iki ülkenin karşılıklı hak ve menfaatlerini gözettiğini, iş birliğinin derinleşmesine katkı sağladığını belirtti.

İletişim Başkanı Burhanettin Duran da kararı, ortak hak ve çıkarların korunması, deniz yetki alanlarının hakkaniyet temelinde belirlenmesi ve bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi açısından değerlendirdi.

Taşçı ise mutabakatın Türkiye açısından taşıdığı önemi, ülkenin deniz yetki alanlarını daraltan yaklaşımlara karşı ortaya koyduğu sınırlandırma üzerinden anlatıyor.

Türkiye’nin Antalya Körfezi’ne sıkıştırılmasına yönelik tezlere karşı Libya ile üzerinde uzlaşılan bir hattın oluştuğuna dikkati çekiyor.

Metnin dördüncü maddesi, iki ülkenin gelecekteki deniz sınırlandırma görüşmelerini de ilgilendiren bir düzenleme içeriyor.

Libya’dan gelen açıklamalarda da denizlerdeki haklar ile ekonomik iş birliği birlikte ele alınıyor.

Libya’nın doğusundaki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, onaydan duyduğu memnuniyeti açıklarken mutabakatı, ülkesinin Akdeniz’deki haklarını ve ekonomik çıkarlarını korumaya katkı sağlayacak araçlardan biri olarak tanımladı.

Anlaşmanın yatırımlar ve uzun vadeli ortaklıklar için daha geniş imkanlar sunduğunu belirten Hafter, “Türkiye ile ilişkilerimizin geliştirilmesi, bölge ve Akdeniz ülkeleriyle iş birliğine yönelik daha geniş bir vizyonun parçasıdır.” ifadesini kullandı.

Libya Devlet Yüksek Konseyi ise 21 Ekim’deki açıklamasında

onayı, ülkenin denizlerdeki egemenlik haklarının ve ulusal çıkarlarının korunması bakımından olumlu bir adım olarak değerlendirdi.

Taşçı, bu tabloyu Türkiye’nin Libya’nın bütünüyle ilişki kuran politikasının bir sonucu olarak okuyor:

"Türkiye’nin ‘Tek Libya’ politikasının Libya’nın her kesiminde karşılık bulduğunu görüyoruz.

Özellikle Halife Hafter ve oğullarının nüfuzu altındaki Doğu tarafı ve parlamentonun da Türkiye’yi, istikrarlaştırıcı bir aktör olarak telakki ettiğini gösterir nitelikte.”

Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, petrol ve doğal gaz kaynaklarının araştırılması bakımından da önem taşıyor.

İki ülkenin enerji alanındaki iş birliği, bu ayrı anlaşmalar üzerinden ilerliyor.

Libya Petrol ve Gaz Bakanlığının 25 Haziran 2025 tarihli açıklamasına göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Libya Ulusal Petrol Kurumu arasında imzalanan mutabakat, dört deniz alanında jeolojik ve jeofizik çalışmalar yapılmasını öngörüyordu.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 12 Şubat’ta yaptığı açıklamada TPAO’nun Libya’daki ihalede biri denizde, biri karada olmak üzere iki blokta ruhsat alma hakkı kazandığını duyurdu.

Bu destek, iki ülkenin deniz yetki alanları ve ekonomik iş birliği konularında birlikte hareket etmesi bakımından önem taşıyor.

Taşçı’ya göre Ankara’nın sahadaki varlığını diplomatik temaslarla birlikte yürütmesi, Libya’nın farklı kesimleriyle ilişkilerini geliştirmesinde belirleyici oldu.

Türkiye’nin kimseyi dışlamayan yaklaşımının, ülkenin birliği ve istikrarı hedefiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor:

“Hem Libya içerisindeki sosyolojik gerçekler hem de Ankara’nın sahadaki başarısı ve zamanında çatıştığı gruplar da dahil kimseyi dışlamadığı diplomatik girişimleri, Türkiye’yi Libya’nın her kesimi açısından daha da ehemmiyetli hale getiriyor.”

Taşçı, bundan sonraki iş birliğinin Libya’nın birliği, kaynaklarının korunması ve Doğu Akdeniz’deki haklarının savunulması ekseninde gelişebileceğini değerlendiriyor.

Kaynak: TRT Haber