Hiç kuşkusuz 1789 Fransız Devrimi’ndeki “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” idealleri, milliyetçilik ilkeleri, Atatürk’ün ve Türk Devrimi’nin Laik Cumhuriyet ve ulus-devlet anlayışına model olmuştur.
Picasso’nun “Her yaratıcı hareket, öncesinde bir yıkımla başlar.” sözünü anımsarsak, çöken bir imparatorluğun ardından, Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Laik Cumhuriyet’le Atatürk deyim yerindeyse bir “yeniden doğuş”un öncüsü olmuştur.
29 Ekim 1923’te, 19.yüzyılın başından itibaren devam eden modernleşme süreci, meşrutiyet yönetimleri, imparatorluğun dağılması, ‘Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin ardından, Cumhuriyet’in yani ulus-devletin kurulmasıyla yeni bir aşamaya varmıştır.
Atatürk de, ulus-devletin yani Cumhuriyet’in ilk cumhurbaşkanı olmuştur.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş mücadelesi ve Cumhuriyet devrimlerini, Batı’ya karşı reaksiyoner, tepkisel bir çerçevede kullanmamasıdır.
Atatürk, aydınlanma şairi Tevfik Fikret’ten esinlenerek, 1924’te Hakimiyet-i Milliye’de yayınlanan ünlü hitabında, öğretmenlere “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” sözüyle görev vermiştir.
Atatürk bu yüzden “Cumhuriyet’in temeli kültürdür” demiştir.
Bizim coğrafyamızda sadece ülkemizde değil, yakın çevremizde karşılığı, mazlum uluslara öncülük eden büyük Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in aydınlanmasıdır.
Siyasal, toplumsal ve kültürel olgunlaşmamızın, Cumhuriyet aydınlanmasının, Atatürk’ün isteğiyle kurulan, Yunus Nadi’nin, Nadir Nadi’nin, İlhan Selçuk’un, Uğur Mumcu’nun, Ali Sirmen’in, Ahmet Taner Kışlalı’nın ve pek çok değerli Atatürkçü, devrimci aydının Cumhuriyet’inde yazmak, benim için son derece heyecan verici.
Kaynak: Cumhuriyet

Henüz yayımlanmış yorum yok. İlk yorumu sen yaz.