Ancak bilimsel başarılara karşın aşılara yönelik güvensizlik ve aşı reddi varlığını sürdürüyor.
Bu dönemde aşı güvensizliği veya reddinin temelinde hem tıbbi hem de dini kaygılar ön sıradaydı.
1853’te Birleşik Krallık zorunlu aşı yasası çıkarmış, buna karşın “Kişisel özgürlükler kısıtlanıyor” iddiası ile aşı reddi muhalefeti gelişmiştir.
Pasteur kuduz aşısını geliştirmiş, Ferran’ın başarılı kolera aşı kampanyası yerel halkın güvenini kazanmış, Salk ve Sabin çocuk felci aşılarını geliştirmiştir.
Bu dönemde aşı geliştirme merkezleri kurulmuş, kurumsallaşma oluşmuş ve bilimsel uzmanlığın geçerliliği artmıştır.
1967’de başlatılan aşı kampanyası ile 1980’de küresel düzeyde ilk kez bir viral hastalığın (çiçek) aşı ile yok edildiği resmen WHO tarafından açıklandı.
Başarılı aşı çalışmaları ile salgınların kontrol edilmesi gerekçesiyle aşı uygulamalarının zorunlu hale getirilmesi, tartışmaları da beraberinde getirdi.
Massachusetts kararı, toplum sağlığını korumak amacıyla belirli koşullarda zorunlu aşı uygulamalarının mümkün olabileceğini ortaya koydu.
Aşı bilgilerinin öncelikle hekimler, halk sağlığı kuruluşları ve geleneksel medya aracılığı ile dağıtıldığı önceki dönemlerin aksine internetin ve sosyal medyanın yükselişi, bireylerin sağlık bilgilerine erişimini ve bunları değerlendirme biçimlerinin temellerini değiştirdi.
Sağlık otoriteleri, bilim insanları ve yetkili sağlık kurumları yerine aşı bilgilerinin bağımsız biçimde yorumlanması, uzman kişilerle uzman olmayan kişilerin bilgilerinin rekabet ettiği bir ortam yarattı.
Salgınlarla tehdit oluşturan enfeksiyon hastalıklarının aşılamalarla bir tehdit olmaktan çıkarılabilmesi ve toplumsal aşı kabulünün istenilen düzeylere çıkarılabilmesi için yalnızca bilimsel yenilikler yetmez aynı zamanda kurumsal şeffaflık, tutarlı iletişim, hakkaniyetli aşı erişimi, toplumsal katılım ve hesap verilebilirlik olmalıdır.
İlgili Konular: #Covid-19 #Aşı #Çocuk Felci #24 Ekim Dünya Çocuk Felci Günü
Kaynak: Cumhuriyet

Henüz yayımlanmış yorum yok. İlk yorumu sen yaz.