ABD seçim sonuçlarına ne diyor? ABD’li Siyasi Analist Steven Kuhn: "İran'la anlaşmanın anahtarı Türkiye"
ABD'li gazeteci Tucker Carlson'ın 7 Kasım'ı işaret ederek ABD'nin İran'a nükleer saldırı düzenleyebileceğini öne sürmesi, dünya gündeminde yeni bir tartışma başlattı. ABD'de seçimlerin tamamlanması ve Cumhuriyetçilerin yaşadığı kayıpların ardından gözler yeniden Trump yönetiminin İran politikasına çevrildi. Washington ile Tahran arasındaki dolaylı müzakereler sürerken, bölgede yeni bir askeri operasyon ihtimali de tartışılıyor.
Peki, Trump gerçekten İran'a nükleer saldırı emri verebilir mi? İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD Başkanı üzerinde ne kadar etkili? İran'la yürütülen müzakerelerden anlaşma çıkacak mı, yoksa bölge yeni bir savaşın eşiğine mi gelecek?
CNN TÜRK Dış Haberler Muhabiri Rabia Asel Atmaca, ABD'li Siyasi Analist Steven Eugene Kuhn ile bölgedeki son gelişmeleri ve Washington yönetiminin olası adımlarını konuştu.
Trump İran'a Nükleer Saldırı Emri Verebilir mi?
ABD'li gazeteci Tucker Carlson'ın İran'a yönelik olası bir nükleer saldırı iddiasını değerlendiren Steven Eugene Kuhn, Trump'ın daha önce nükleer silah kullanmayacağını birçok kez açıkladığını hatırlattı.
Kuhn, Carlson'ın iddialarını destekleyen somut bir veri veya yetkili açıklaması bulunmadığını belirterek şöyle konuştu:
“Trump’ın birçok kez ‘Nükleer silah kullanmayacağım’ dediğini hatırlayın. Bu nedenle ben onun bu sözünü esas alıyorum. Tucker Carlson’ın söylediklerini destekleyen herhangi bir somut veri yok. Bu yönde açıklama yapan bir yetkili de yok, herhangi bir kaynak da yok. Dolayısıyla propaganda mı yapıyor, yoksa yalnızca dikkat çekmeye mi çalışıyor, bilmiyorum. Amacının ne olduğunu bilmiyorum ama bu yönde hiçbir işaret yok. Eğer böyle bir karar verseydi, bu onun kararı olurdu. Nükleer çanta da düğme de onun elinde. Ancak kabinesini dinliyor. Gerçekten de kabinesinin görüşlerini dikkate alıyor. Dolayısıyla bu konuda endişelenmemizi gerektiren bir durum olduğunu düşünmüyorum.”
Netanyahu, Trump'a Nükleer Saldırı İçin Baskı mı Yapıyor?
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'a nükleer saldırı düzenlenmesi için Trump'a baskı yaptığı yönündeki iddialar da röportajın gündemindeydi. Netanyahu'nun Trump üzerindeki etkisini değerlendiren Kuhn, müttefiklerin Washington'dan destek almak için baskı yapmasının olağan olduğunu ancak nihai kararın ABD Başkanı'na ait olduğunu söyledi.
İsrail'deki seçimlerin Netanyahu'nun tutumunda etkili olabileceğini belirten Kuhn, nükleer saldırının sonuçlarına ilişkin de dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu:
“Şunu hatırlayın: Bütün müttefikler yardım almak için baskı yapar. Ancak kararı bizim başkanımız verir. Başkan Trump da bu konuda ‘Bekleyeceğiz’ dedi. Nükleer silah konusuna gelince, az önce söylediğime dönebilirim: Son kararı o verir. Hiç kimse ona baskı yapıp onu nükleer saldırı düzenlemeye zorlayamaz. Böyle bir saldırının ardından beklenmedik pek çok gelişme yaşanabilir. Bazıları bunun yeni bir Hiroşima olacağını söylüyor. Ancak aradaki fark şu: Hiroşima bir şehirdi. Burada söz konusu olan ise bir dağ, değil mi? Daha az kişi hayatını kaybedecek olsa da asıl büyük sorun, daha fazla radyoaktif serpinti olması. Çünkü rüzgâr sınır tanımaz. Bu nedenle Trump’ın bu yola başvuracağını düşünmüyorum. Netanyahu ona baskı yapıyorsa, bence bunu seçimler için halkın gözünde güçlü görünmek amacıyla yapıyordur.”
ABD-İran Görüşmelerinde Türkiye Vurgusu: Anlaşmanın Köprüsü Olabilir
ABD ile İran arasında savaşın sona erip ermediğine ilişkin belirsizlik sürerken Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin de dahil olduğu dolaylı görüşmeler devam ediyor. Sürecin kalıcı bir barışa mı yoksa yeni bir çatışma dönemine mi ilerlediği sorusunu yanıtlayan Kuhn, Trump'ın artık seçim sonuçlarının ardından siyasi gidişatı tersine çevirmesi gerektiğini söyledi.
Katar üzerinden anlaşma girişimlerinin sürdüğünü ve ABD'li temsilci Steve Witkoff'un müzakereler için çalıştığını belirten Kuhn, Türkiye'nin bu süreçte kritik bir rol üstlenebileceğini ifade etti:
Trump’ın bu gidişatı tersine çevirmesi gerekiyor. Üstelik bunu hızla yapmalı. Bildiğiniz gibi, Katar üzerinden bir anlaşma için çalışmalar sürüyor. Steven Witkoff da müzakereler için çaba gösteriyor. Ancak konvansiyonel saldırılar düzenlenmesi durumunda İran, derhal karşılık vereceğini zaten söylüyor. Gerçi bunun artık ne anlama geldiği de belirsiz. Ama Başkan Trump bir anlaşma istiyor. Bence Türkiye, bu anlaşmaya ulaşılmasını sağlayacak köprü. ABD ve Türkiye, hemen herkesle konuşabilen neredeyse yegâne iki ülke. Özellikle Türkiye bu yönüyle tanınıyor. Rusya’yla, Ukrayna’yla, İran’la, ABD’yle, Katar’la, herkesle görüşüyor. Bana sorarsanız, bu anlaşmanın gerçekten hayata geçirilmesini sağlayacak köprü Türkiye.”
Netanyahu Saldırı, Trump Barış İstiyor!
İsrail'deki seçimlerin ardından Netanyahu'nun siyasi geleceği ve bölgedeki güvenlik dengeleri de değerlendirildi. Kuhn, Netanyahu'nun yeni saldırı dalgaları için baskı yaptığını, Trump'ın ise müzakerelerden yana bir tutum sergilediğini söyledi.
Suriye'deki gelişmelere de dikkat çeken Kuhn, İsrail'in bölgedeki askeri hamlelerinin yeni bir gerilim yaratabileceğini belirtti:
“Suriye de var tabii. Bildiğiniz gibi birkaç hafta ya da bir ay önce oradaki hava üssünü vurdular. Sanırım Axios ve Associated Press, Netanyahu’nun yeni bir saldırı dalgası için baskı yaptığını bildirdi. Sonunda Trump ile Netanyahu arasında, sanırım geçtiğimiz hafta sonu, bu konuda gergin bir telefon görüşmesi yaşandı. Trump da seçim gününe kadar bekledi. Artık seçimler geride kaldı, Katar’daki görüşmeler ise devam ediyor. Bence burada bir görüş ayrılığı var. Netanyahu saldırı istiyor, Başkan Trump ise barış görüşmeleri istiyor. Ancak Netanyahu’nun Fransa hakkında söylediklerine bakarsanız, orada yaşanan şiddet olaylarını bir şekilde Hamas’la ilişkilendirdi ve onların ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi. Bence dünya liderlerinden daha fazla destek almak için meseleyi bu şekilde yansıtıyordu. Ama neden baskı yaptığını açıkça konuşalım. İsrail’de seçimler henüz yapıldı. Netanyahu da hükümetini ve çoğunluğunu korumak için mücadele ediyor. Elbette şunu da hatırlayalım: Dünyadaki her lider, kendi ülkesinde işine yarayacak konularda Washington nezdinde lobi yapar. Çünkü bu her zaman önemli bir etkendir. Suudiler de Avrupalılar da herkes de bunu yapıyor. Dolayısıyla işin bu tarafında yeni bir şey yok. Önemli olan, kararı kimin verdiği. Bu konuda görüşüm çok net: Kararı Amerika verir, Başkan Trump verir. Tel Aviv, Tahran ya da Brüksel değil. Donald Trump, Amerika’yı öncelik hâline getirme ve bitmek bilmeyen savaşları sona erdirme vaadiyle seçimlere girdi. Şu ana kadar haberler, onun bir müttefikine, İsrail’e, beklemesini söylediğini gösteriyor. Bu, kendi muhakemesiyle hareket eden bir başkan demek. Dolayısıyla bizi bir savaşa sürüklediklerini düşünmüyorum. Amerika’nın, İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek için kendine ait gerekçeleri var. İran deniz taşımacılığını hedef alıyor, komşu ülkelerdeki Amerikan üslerine ateş açıyor. Müttefikler zamanlama konusunda her zaman görüş ayrılığı yaşayabilir. Son kararı biz veririz. Şu ana kadar da başkan, nükleer silah kullanmama ve İsrail’le birlikte kapsamlı bir savaşa sürüklenmeme yönünde karar verdi.”
ABD'de Seçim Sonuçları Trump'ın Geleceğini Nasıl Etkileyecek?
ABD'de seçimlerin tamamlanması ve Cumhuriyetçilerin beklediği sonuçları alamaması, Trump yönetiminin önündeki iki yıllık süreç açısından yeni soru işaretlerini beraberinde getirdi. Trump'ın görev süresinin kalan bölümünde nasıl bir siyasi tabloyla karşılaşabileceği sorusunu yanıtlayan Kuhn, Cumhuriyetçilerin kamuoyuna açıkladığı bazı dosyalara ilişkin dikkat çekici iddialarda bulundu.
Yaklaşık 250 kişilik bir grubun Trump yönetimine karşı örgütlendiğini öne süren Kuhn, eski USAID çalışanları, bazı büyükelçiler ve eski askerlerin de bu oluşumda yer aldığını iddia etti:
“Verilere, Cumhuriyetçilerin kamuoyuna açıkladığı dosyalara bakarsanız, ABD’de yönetime karşı ayaklanma içinde olan kişileri ortaya koyduklarını görürsünüz. Eski USAID çalışanları, bazı büyükelçiler ve eski askerlerden oluşan yaklaşık 250 kişi, Başkan Trump’ı kendi ifadeleriyle bir ‘kırmızı çizgiyi’ aşmaya zorlamak için örgütlenmiş. Bunu, önceden hazırladıkları davalarla mahkemeleri adeta davaya boğarak yapmak istiyorlar. Avukatlar hazır, harekete geçmeyi bekliyor. Trump’ı ve Pete Hegseth’i azletmek istiyorlar. Kaos yaratmak istiyorlar ki Trump tepki verdiğinde, ‘Bakın, meşru değil’ diyebilsinler. Bunu koordine etmek için bazı eyalet valileriyle de görüşmüşler. Valilerin yönetimi devralması durumunda onlara destek vermeleri için yabancı liderlerle de temas kurmuşlar. Dolayısıyla şu anda gerçekleştirmeye çalıştıkları şey, düpedüz bir darbe. Gerçek bir darbe girişimi. Ne yazık ki Cumhuriyetçiler ya da muhafazakârlar mantığa, olgulara, gözle görülebilen şeylere inanıyor. Demokratlar ve sosyalistler ise duygulara inanıyor. Bu yüzden hep birbirimizi anlamadan konuşuyoruz. Sürekli şu sorunla karşılaşıyoruz: Biz, ‘Gerçek bu. Bu, somut bir olgu’ diyoruz. Onlar ise ‘Evet ama bize böyle hissettiriyor’ diyor. Sonra da o hissi esas alıyorlar. Bu seçimde biz de bir hata yaptık. Aktivistlerin, sosyalistlerin, Amerika Demokratik Sosyalistleri’nin ve bazı Demokratların bütün Demokratların değil, bazılarının duygularına daha az, akıllarına daha fazla hitap ettik. Dolayısıyla ayağa kalkıp gerekeni yapmadığımız için bunda kısmen bizim de suçumuz vardı. Örneğin Hristiyanlar, Amerika’nın en büyük seçmen grubunu oluşturuyor. Sayıları diğer bütün seçmen gruplarından daha fazla. Ancak yalnızca yaklaşık yüzde 60’ı oy kullandı. Bu nedenle, harekete geçip sonuç almak için gerekeni yapmadığımızdan, kendimizi de suçlamamız gerekiyor.”
Trump-Erdoğan İş Birliği İçin Dikkat Çeken Mesaj
Röportajın sonunda Türkiye-ABD ilişkilerine de değinen Steven Eugene Kuhn, iki ülkenin bölgedeki barışın korunması için birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi. Türkiye'nin NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olduğunu hatırlatan Kuhn, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Donald Trump arasındaki ilişkilerin ve Türkiye'nin farklı aktörlerle görüşme yürütebilme kapasitesinin önemine dikkat çekti.
Kuhn, özellikle Türkiye'nin İran'la olan sınırına vurgu yaparak Washington yönetiminin Ankara ile iş birliğini güçlendirmesi gerektiğini ifade etti:
“Evet, Türkiye ile Amerika’nın birlikte çalışması gerektiğine kesinlikle inanıyorum. Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip. Erdoğan’ın Trump’la dostane ilişkileri olduğu ve her tarafla müzakere yürütebildiği açık. Bence önümüzdeki iki yıl boyunca bölgede barışı koruyabilmek için Başkan Trump’ın bu iş birliğini güçlendirmesi gerekiyor. Çünkü unutmayın, İran’la 500 kilometre uzunluğunda bir sınırınız var. Biz de bu sınırın güvenli kalmasını istiyoruz.”


Henüz yayımlanmış yorum yok. İlk yorumu sen yaz.